Okulundan evine dönerken PKK terör örgütünün hain saldırısıyla şehit edilen Aybüke öğretmen, hepimizin yüreğinde derin bir yara açtı. Gencecikti. Hayatının baharında, koparılan bir çiçek gibi aramızdan alındı.
Osmancık’ta katıldığım cenazesinde, onu yakından tanıyanlarla konuşmak; hayallerini, ideallerini, öğrencilerine olan sevgisini dinlemek, acıyı daha da derinleştirdi. Henüz yolun başındayken yarım kalan bir ömrün hüznü, içimde tarifsiz bir sızıya dönüştü.
Bu derin acının üzerinden henüz bir ay geçmişti ki, Tacikistan’da uluslararası sendikaların katıldığı bir toplantıya iştirak etmiştik. Toplantının konusu “Sosyal Ortaklığın Uygulanmasında Sendikaların Rolü” idi...
Toplantıya Eğitim Enternasyonal adına katılan İngiliz sendikacı Chiristine Blower sunumunun sadece beş dakikasını konuya ilişkin sunumuna ayırdı. Geri kalan kısmında hepimizin alıştığı üzere Türkiye’yi karalayan bir konuşma yaptı. Türkiye’de öğretmenlerin sürgün edilmesinden, öğretmenlerin öldürülmesinden; çocukların eğitim hakkından mahrum bırakılmasına kadar birçok zırvayı terör örgütü ağzıyla pervasızca dile getirdi.
Anlaşılıyordu ki bu tür söylemler onlar için sıradanlaşmıştı; bugüne kadar dile getirdikleri her çarpıtma, herhangi bir karşılık görmeden yanlarına kâr kalmıştı.
Biz sunumumuzu daha önce tamamlamamıza rağmen, ortaya konulan bu gerçek dışı, yanıltıcı ve iftira dolu ifadeler karşısında yeniden söz almak artık bir tercih değil, bir sorumluluk hâline geldi. Cevap hakkımızı kullandık.
Kendisine, “Önünüzdeki raporun kim tarafından hazırlandığını çok iyi biliyorum,” dedim ve ekledim:
“Geçen ay şehit edilen Aybüke öğretmeni duydunuz mu?”
Başını salladı, “Hayır,” dedi.
Ben devam ettim: Keşke meslektaşımızı kimin şehit ettiğini de söyleseydiniz. PKK terör örgütü tarafından şehit edilen onlarca öğretmeni de duymamışsınızdır. Şehit edilen yüzlerce kamu görevlisini saymıyorum bile. Okula gidemeyen öğrencilerin durumu da yine bu terör örgütünün kazdığı hendekler ve kurduğu barikatlar nedeniyle değil mi?
Sonra kaynağı belli yazdıklarına ithafen işaret ederek konuşmamı sürdürdüm: Elinize tutuşturulan bu metin çok tanıdık. Eminim ki sizin ülkemizdeki ‘partneriniz’ olan ve terörle arasına mesafe koyamayan, PKK terör örgütünün sendika kolunun hazırladığı bir metindir.
Sonrası malum, uzun bir tartışma yaşandı. Maksadım salt İngiliz sendikacıya cevap vermek değildi, farklı ülkelerden gelen onlarca sendikacının çarpıtılmış bilgilere maruz kalmasını ve zehirlenmelerini de önlemekti. Niyetimiz hasıl oldu, İngiliz’in söylediklerine itibar edilmedi ve Tacikistan’da bulunduğumuz süre boyunca İngiliz sendikacının yalnızlaştığını da keyifle müşahede ettik.
Ne yazık ki benzer tabloyu kendi ülkemizde de görüyoruz. Gerçekleri çarpıtarak, algı üreterek, hedef saptırarak kamuoyunu yanıltmaya çalışan bir dille karşı karşıyayız.
Son günlerde Pursaklar’da ve Turgutlu’da yaşanan olaylar bunun örneklerinden sadece ikisi. Pursaklar’da bir öğrenci velisi birkaç kişi ile okula geliyor, Türk Eğitim Sen üyesi öğretmene fiziki saldırıda bulunuyor ve asla kayıtsız kalamayacağımız bu şiddete karşı tepkimiz birileri tarafından başka mecralara çekilmeye çalışılıyor. Yani kurulan oyun hep aynı, kişiler değişiyor, yöntem değişmiyor.
Bu öğretmene yönelik fiziki saldırıyı bile aklama gayretine girenler, başka görüntüler üzerinden “algı çöktü” diyerek saldırganları temize çıkarmaya çalışılıyor. Oysa ortada değişmeyen bir gerçek var:
Okula birkaç kişi ile birlikte gelen bir veli, öğretmeni darp ediyor.
Oysa sebep ne olursa olsun, hiçbir gerekçe öğretmene yönelik şiddeti meşrulaştıramaz.
“Öğretmen saldırdı”, “veli kendini korudu”, “aslında mağdur başkasıydı” gibi söylemler; gerçeği örtme çabasından başka bir şey değildir. Eğer ortada bir sorun varsa bunun çözüm yeri sokak, merdiven başı ya da arbede değil; hukuk ve idari mekanizmalardır.
Daha da vahimi, bu olayı ideolojik kamplara çekerek öğretmeni değil saldırıyı tartışılır hale getirmektir.
Öğretmenin darp edilmesini perdelemek için “Eğitim-Bir-Sen”, “CHP”, “MHP”, “Ülkücü Kimliği”, “FETÖ” gibi başlıkları yan yana dizmek; meseleyi aydınlatmaz, aksine bulandırır.
Eğitim-Bir-Sen’i hedef alan gazeteci kılıfındaki şahıs ve eğitimci kılıfına sığınmış başka birinin sosyal medya üzerinden gündemleştirmeye çalıştıkları ve bunu yaparken de ahlaksızca Eğitim-Bir-Sen’e saldırdıkları iddialar tamamen temelsiz.
Çünkü biz kimliğe bakmayız.
Bizim için ölçü nettir: Şiddet varsa karşısında dururuz.
Ne bir velinin siyasi kimliğine ne de bir öğretmenin sendikasına veya dünya görüşüne bakarız. Şunu da net ifade edelim olayın etrafına örülen ideolojik kılıflar; şiddeti asla haklı çıkarmaz.
Algı operasyonu çöktü” diyenlere açık bir hakikat hatırlatması yapmak gerekir:
Algı, gerçeğin yerine geçtiğinde değil; gerçeği perdelediğinde çöker.
Ve burada çöken şey, öğretmene yönelik şiddeti meşrulaştırmaya çalışanların iddialarıdır.
Ancak teröre kurban verdiğimiz Aybüke öğretmen başta olmak üzere, Necmettin öğretmen ve daha nicelerinin acısı içimizde hâlâ tazedir. Tıpkı İstanbul ve Kocaeli’nde öğrencileri tarafından katledilen Fatma Nur Çelik ve Necmettin Kuyucu öğretmenleri unutmadığımız gibi…
Son dönemde okullarda öğretmenlere yönelik saldırılar arttıkça, yüreğimiz ağzımıza geliyor. Bu saldırılar karşısında toplumsal tepkinin yetersiz kalması, yaptırımların caydırıcı olmaması ve bazı sorumsuz kişilerin olayları ideolojik mecralara çekerek öğretmenleri hedef göstermesi, eğitim camiasına büyük zarar veriyor.
Pursaklar’daki olayda da gördüğümüz gibi, dövülen öğretmeni değil de öğretmene yönelen şiddeti tartışmaya açan bir dil üretiliyor. Bu dil; şiddeti sıradanlaştırır, failin cesaretini artırır, öğretmeni ise yalnızlaştırır.
Linçe ve itibar suikastına uğrayan, organize şekilde iftiraya maruz bırakılan, kamuoyu önünde itibarı zedelenen hiçbir öğretmenin mağdur edilmesine rıza göstermeyiz.
Eğer öğretmenin itibarı korunacaksa; öğretmene iftira atanların, okula gelip şiddet uygulayanların yaptıkları eylemin karşılıksız kalmayacağını görmesi gerekir. Caydırıcılık sağlanmadan bu sorun çözülemez.
Linçe maruz bırakılan, organize iftiralarla hedef gösterilen; kamuoyu önünde teşhir edilircesine itibarı ayaklar altına alınarak kelepçelenip gözaltına alınan ve kaçma ihtimali olmadığı hâlde tutuklu yargılanmayla karşı karşıya kalan ve ilk duruşmada beraat edilen öğretmenin de uğradığı haksızlık apaçık ortadadır. Şunu açıkça ifade ediyoruz: Öğretmenin itibarını zedeleyen hiçbir fiile, hiçbir gerekçeye de rıza göstermeyiz.
Eğer öğretmenin itibarı korunacaksa, bunun yolu laf üretmekten değil, caydırıcı adımlar atmaktan geçer. Okula gidip öğretmene saldıranların yaptıklarının yanlarına kâr kalmayacağını herkes görmelidir. Bu kişiler, işledikleri fiilin bedelini en ağır şekilde ödemedikçe, elleri kepçeli öğretmenin görüntüsü yerine öğretmene saldıranların veya iftira atanların elleri kelepçeli görüntüleri paylaşılmadıkça ne okullardaki şiddetin ne de zorbalığın önüne geçilebilir.
Aksi her tutum, şiddeti teşvik etmekten ve öğretmeni sahipsiz bırakmaktan başka bir anlam taşımaz.
Eğitim-Bir-Sen olarak; fikri, zikri, görüşü ne olursa olsun, üyemiz olsun ya da olmasın şiddete maruz kalan her öğretmenin yanında durmaya, zorbalığa, iftiraya, yalana karşı mücadele etmeye devam edeceğiz, gerek operasyon çocuklarına gerekse dünyanın bir ucundaki İngiliz’e karşı.
Ve herkes bilsin ki öğretmeni hedef gösteren, şiddeti meşrulaştıran, algıyla hakikati bastırmaya çalışan her girişimin karşısında aynı kararlılıkla duracağız, farklı kimliklere bürünmüş çatlak ses üretenlerin ne dediğine de aldırmadan...
Re’sen Atama Hangi Aklın Kârı
Öğretmenlik Meslek Kanunu iptal davası
Emek varsa başarı vardır
Mutfak yangın yeri
Sağımızdaki yalanın gerçeği örtme çabası
Bir vakıf insanı, sendikacı Mithat Sevin
Eğitim çalışanlarının güçlü sesi, genel yetkinin değişmeyen adresiyiz
Sendikacılığın hokkabazları
Umudu yeryüzüne aşılamak için daha fazla gayret
Kitabın, davanın, vefanın hakkını veren adam: Erol Battal
Ne rakipsiniz ne de refik
Devlet yalan söylemez!
Destanımıza yeni bir sayfa daha ekledik
Popüler kültürün kutsallarına kurban verilecek hayatlarımız yok
Her başlangıç yeni bir ruh, yeni bir heyecandır
Uluslararası sempozyumumuzun ardından
Sabır, dayanışma, direniş, kararlılık, alın teri...
İlimle yönetemeyen, zulümle yönetir
İyilik örgütlü gücümüzle kazanacak
Gelecek sizinle daha iyi olacak
Truva atı ya da beşinci kol faaliyetleri
Bir halk destanı: 15 Temmuz
Gelecek günler daha güzel olacak
Türkiye Buluşmamızda yapay sınırları aştık
Öze yeni bir yolculuk zamanı
Seçimimiz Kumpasları Bozmalı
Kararlı mücadeleyle güçlü Kazanımlar
Yüreğe Düşen Loğ Taşı
İLKSAN'da Zorunlu Üyelik Dayatmasına Nokta Koyduk
Destanlarımıza destan ekleyen lider kadrolara selam olsun
Yeniden Bismillah
Adım Adım Yükseköğretim Tazminatı Mücadelemiz
MEB'in 'I am Sorry' Deme Lüksü Yok
Y.U. Sendikacılığı
Yönetmelik Durdurulduğunda Atanmışlar Yürür mü?
Özgür Üniversite ve Örgütlenme
Kariyer Basamakları Bariyer Basamaklarına Döndü
Özür Durumuna Bağlı Yer Değişikliği ve Yargı Kararları
MEB Hatasından Dönmelidir
MEB Mevsimsel Norm Güncellemesinden Vazgeçmelidir
Nerden Baksan Haksızlık Nerden Baksan Tutarsızlık!
MEB’e Acil Reçete
Üniversitelerde Özgürlük ve Özlük için Örgütlenme
Tahriklere Gelmeden Kararlı ve Sabırlı Olacağız
Yeni Bakan Avcı’nın Eğitimde Önceliği Ne Olmalı?
Öğretmenler; Ömer’in, Merhamet ve Adaletini Bekliyor
Resen Atamalarda da 40 Bin Defa Düşünüldü mü?
Yeni Yılda da İnşa Sürecinin Öncüsü Olacağız
Sorun Yaşayanda mı Yaşatanda mı?
Yeni Bir Medeniyetin İnşası ve Öğretmenin Değeri
Bu Kez Yanılmak İstiyoruz!
Toplu Sözleşme Süreci ve Üç Cephede Mücadele Etmek
Hükümet ‘Yunanistan’a Döneriz’ Edebiyatından Vazgeçmelidir
Kesintili Eğitim ve Manipülatif Yaklaşımlar
Anadolu Liselerine Öğretmen Seçimi Sınavına Girilmeli Mi?
Yolun Açık Olsun Yusuf Ziya Özcan Hoca
Ek Ödemede Eğitimcilerin Muadili Kim?
Köklü Değişim İçin Yeni KHK’lara İhtiyaç Var
Değişen Paradigma ve Hak Arama Kültürü
Son Toplu Görüşme’de Konfederasyonumuzun Kazanımları!
Usuls
Garip Bir Dava ve Sonrası…
Danıştay ve İsviçre’de Minareyi Yasaklayan Zihniyet!
18 Kasım Çarşamba Günü Meydanlardayız!
Eğitim Kurumlarına Yönetici Seçimi
Öğretmenlerin Beklediği Yönetmelik
Hedefe Emin Adımlarla!
Bu Yanlış Uygulamayla Nereye Kadar!
Öğretmenim! Bu Bir İLKSAN Hikayesidir
Kadro Sözü Üzerinden Bir Yıl Geçti
Sürekli Değişen Kurallar Hukuki Güvenceyi Zedeliyor
Pandemi Sürecinde Yüz Yüze Eğitimin Önemi
Tarihin Doğru Tarafında Sendikacılık
Bizimle canlanacak nice umutlara doğru
Destansı Yürüyüş, Umudun Zaferi, Birliğin Gücüyle Büyüyen Başarı Hikâyesi
KARAMAN’DA BİR AVUÇ İDRAKSİZİN KOPARTTIĞI FIRTINA
Algı, Gerçeği Perdelediğinde Çöker
İLKSAN’da Göz Boyayan İyileştirme